Enver Demirbağ

Harput – Elazığ yöresi kültürüne dört ciltlik “Harput Yollarında” kitabını armağan bırakmış olan İshak Sunguroğlu, 1961’de basılan üçüncü ciltte gelmiş geçmiş ses sanatçılarını sayıp döktükten sonra ellinci ve sonuncu sıradaki sanatçıyı şöyle tanıtır: “Elazığ’da bu yılın ses kahramanı olarak yetişen bir gencimiz daha vardır ki, sesi cidden çok gür ve gür olduğu kadar da tesirlidir. İsmi Enver olan bu genç, Palulu rahmetli Rüştü beyin oğlu, muhterem dostumuz Ali beyin de yeğenidir. Sesinin güzel olmasıyle beraber, kabiliyetli ve aynı zamanda müziğe çok meraklıdır. Ümit ve temenni ederim ki, Hafız Osman üstadımızın usullerine nüfuz eder ve lisanını da düzeltirse Harput ve dolaylarının yegâne ses sanatkârı olabilir.”

Bu satırların yazılmasının üstünden kırk yıldan fazla zaman geçti. Enver Demirbağ, bugün yetmişli yaşların eşiğinde ve geçirdiği rahatsızlık sonucu sanatını artık icra edemez durumda. Ancak, kırk yıldır ‘Harput müziği’ denildiğinde ilk akla gelen ad, onun adı. Doldurduğu yirmiyi aşkın kırk beş devirlik plağın kayıtları ve sayısız kaset hâlâ elden ele dolaşıyor, hâlâ ilgiyle dinleniyor.

Enver DemirbağHarput, kuruluşu Urartu öncesine dayanan, kimi beyliklere merkezlik yapmış, Osmanlı döneminde çok kültürlü yapısıyla öne çıkmış, 20. yüzyıl başlarında önemini yitirerek yerini ovada gelişen Elazığ’a bırakmış bir şehir. Harput ve onun kültürel geleneklerini sürdüren Elazığ, Anadolu’nun ortasında kendisine özgü müzik yapısına ve yaşantısına sahip sayılı merkezlerden biri. Harput müziği, Anadolu halk müziği ile Divan müziğini kaynaştırmış, ‘ince saz’ kullanımını yeğlemiş bir şehir müziği. Sözlü geleneğe dayandığı ve yeni kuşaklara ‘meşk’ yoluyla aktarıldığı için, bu müziğin geçmiş çağlarını ne yazık ki bilemiyor, sadece ezgilerin yapısına bakarak, yılların ötesinden süzülüp geldiğini kestirebiliyoruz. Bu müziğin icracılarının adlarını da haliyle ancak basın yayın etkinliklerinin başladığı 19. yüzyıl sonlarından itibaren bilebiliyoruz. Sesleri ve yorumları hakkında bir fikir sahibi olabildiğimiz sanatçılar ise ancak cumhuriyet sonrasında yetişenler. 1937 ve 1944 yılında yapılan derleme gezilerinde Elazığlı sanatçıların icraları da ilk kez kayıt ortamlarına geçirilebilmiştir.

Harput müziği, tarih boyuncu hafızlık geleneğinden gelen sanatçıların yanı sıra, sivil kaynaktan gelen sanatçılarca da yaşatılmıştır. Cumhuriyet döneminde Harput müziğinin son klasik üstadı sayılan ve birkaç tane de taş plağı bulunan Hafız Osman Öğe’nin yanı sıra, Mehmet Akar (Kore oğlu Mamo), Sıtkı Demirci, Mustafa Süer (Kevenkli Hafız) gibi adlar ilk kuşağı oluştururlar. Bu sanatçıların seslerine sadece derleme kayıtlarında ve özel kayıtlarda rastlayabiliyoruz. Nedendir bilinmez, taş plak döneminde Harput müziğini sürdüren sanatçılar pek etkin olamazlar. Kırk beş devirlik plaklar döneminde ise Enver Demirbağ öne çıkar. Aynı dönemde Paşa Demirbağ ve Kemal Yeniceli de plaklar çıkarırlar. İzzet Yetiş, Lokman Tasalı, Ahmet Tasalı, Faik Buz, Abbas Bakır gibi adlar da bu dönemde adları duyulan diğer sanatçılardır. (*)

Enver Demirbağ'ın Uzun Yolu

Enver Demirbağ, 1935 yılında Palu’da doğar. Gençlik yıllarında, kendisinden üç yaş büyük ağabeyi Paşa Demirbağ ile birlikte müziğe ilgi gösterirler. Bu ilgide, “Sekratlı Ali Bey” olarak tanınan Ali Beyin konağında kurulan müzik âlemlerinin etkisi büyüktür. Aynı yıllarda ‘makara bant’ kullanan kayıt cihazları ortaya çıkmış, bu âlemler kayıtlara da geçmeye başlamıştır. Demirbağ kardeşler, daha sonra Elazığ’da Hafız Osman Öğe’nin, Harput müziğine büyük emeği geçen, “Harput Ahengi” kitabının yazarı Avukat Fikret Memişoğlu’nun meclislerine katılırlar. Enver Demirbağ, aynı yıllarda ilk kırk beşlik plaklarını da doldurmaya başlar. Ağırlıklı olarak Harput’a özgü divanlar, mayalar, hoyratlar, türküler okur ama başka yörelere ve tarzlara ait ezgileri seslendirdiği de olur. Bunlar arasında “Makber” ve “Siyah ebrulerin duruben çatma” gibi parçalar da vardır. Ancak, Demirbağ’ın ünü yöresel sınırları pek de aşamaz. Kuşakdaşı Nuri Sesigüzel’lerin, Ahmet Sezgin’lerin, Selahattin Erorhan’ların ün kazandıkları dönemde onu sadece “bilenler bilir”, saklı bir Anadolu efsanesi olarak kalır.

Enver Demirbağ’ın ve öteki Harput müziği icracılarının fazla öne çıkamamasının kuşkusuz bir çok nedeni var. Bunların arasında Harput müziğinin bağlama geleneğini öne çıkaran Muzaffer Sarısözen sistematiğinin dışına düşmesinin yanı sıra, gelişkin ve kulak isteyen bir düzeye sahip olmasının etkisi de var. Ayrıca Elazığlı sanatçıların içe dönüklüğü, yerel başarılarla yetinmeleri, ortak etkinlikler yapma konusunda isteksiz olmaları, kıskançlık ve rekabet gibi nedenlerin etkisi de olmuştur. Öte yandan, Harput’un eski işret geleneğini sürdüren sanatçıların “Anadolu bohemi” denebilecek bir hayat tarzını seçmiş olmaları, günü birlik hayat içinde savrulmaları da bir başka etken. Enver Demirbağ da yörede el üstünde tutulan bir sanatçı olunca bütün bu etkenlerden ırak kalamamış, müzik eksenli bir hayat sürdürmekle birlikte, zaman zaman Elazığ’da değişik işler denemiş, ayrıca bir dönem Ankara’da kamu görevlisi olarak da çalışmıştır. Benim kendisiyle tanıştığım 1980’li yıllarda Elazığ’da bant kayıt stüdyosu çalıştırmayı deniyordu. O yıllarda Enver Demirbağ’ın özel toplantılarda, âlemlerde kayıtlara geçirilmiş icraları, en kestirme deyişle kapanın elinde kalıyordu. Elazığ, özellikle kaset bantlar döneminde bütün Anadolu’ya dağıtım yapan bir merkez halindeydi. Bu yıllar içinde Enver Demirbağ’ın sayısız kaseti üretilmiştir. Ne yazık ki, telif haklarındaki düzenlemelerin yetersiz olduğu o dönemin şartları gereği, sanatçı bunlardan çoğu kez emeğinin karşılığını alamamıştır. Demirbağ’ın kasetleri, üzerlerine günün modası elektronik sesler ve yeni eşlik çalgıları eklenerek hâlâ çoğaltılmakta. Öyle ki, kendisi de Harput müziği ikliminden gelen Erkan Oğur, dinlettiğim bu tip bir parçada caz motifleri bile saptadı.

Bir yandan klasik Türk müziğinin en seçkin örnekleriyle yarışabilecek düzeyde ve nitelikte “divan”lar, “ibrahimiye”ler, “gazel”ler, “müstezad”lar, “tatyan”lar ortaya koyan, öte yandan mayaları, hoyratları ve türküleriyle halk müziğinin seçkin örneklerini veren Harput müziğinin icrası, kestirileceği üzere özel bir ustalık gerektirir. Geçmiş zamanlarda, her makamın, formun ve tarzın ayrı sanatçılar tarafından icra edilebildiği rivayet olarak günümüze ulaşmıştır. Bütün makamları ve formları icra edebilen sanatçı sayısı ise azdır ve Hafız Osman Öğe bunun son örneği olarak gösterilir. Ondan sonra gelen sanatçılar arasında bütün ezgisel formları aynı ustalıkla seslendirebilen başlıca sanatçı ise Enver Demirbağ olmuştur. Harput müziğinde, ses rengi onunkinden belki daha fazla öne çıkan sanatçılar görülmüştür, ancak hiç biri Enver Demirbağ kadar makamlara, formlara ve usule egemen değildir. Enver Demirbağ, bütün bu özellikleri nedeniyle hem halk arasında çok tutulmuş, hem radyo ve televizyonlarda Harput müziği söz konusunda ilk akla gelen sanatçı olmuş, çok sayıda ezgiyi de repertuara kazandırmıştır.

Unutulmaz Yorumlar

Enver Demirbağ’ın kırk beşlik plakları arasında ‘divan’ formundaki iki parça özellikle dikkati çeker. Birincisi, Rifat Dede’nin “Ben şehid-i badeyem dostlar, demim yâd eyleyin” diye başlayan gazelini, diğeri Rasih’in “Süzme çeşmim gelmesün müjgân müjgân üstüne” sözleriyle başlayan gazelini güfte olarak kullanır. Harput’ta, diğer Dicle-Fırat havzası şehirlerinde olduğu gibi, asıl olarak Fuzuli’nin çok büyük bir etkisi vardır. Enver Demirbağ da, diğer makamlarda okuduğu ‘gazel’lerde daha çok onun şiirlerini yeğler. Hatta bu amaçla “Fuzuli Divanı”nı da edinmiştir. Sözgelimi, Fuzuli’nin “Merhem koyup onarma sinemde kanlu dağı” sözleriyle başlayan gazeli, ibrahimiye makamı içinde okunduğu için kısaca ‘İbrahimiye’ ya da ‘Harput ibrahimiyesi’ diye anılan formun en çok tercih edilen güftesi olur. İbrahimiyenin bilinen en iyi okuyucusu olan Enver Demirbağ, hüseyni, uşşak, bayati gibi makamlarda okuduğu gazellerde de Fuzuli ağırlıklı güfteler seçer. Formu da ‘müstezad’ olarak adlandırılan ezgi ise haliyle müstezadları güfte olarak kullanır. Hemen belirtelim, bu gazelleri, İstanbul müziğindeki ‘Allah’ terennümlü gazellerle karıştırmamak gerekir; bunlar daha çok bestecisi unutulmuş ağır şarkılardır.

Enver Demirbağ, Harput müziğinin klasik ve ağır formlarının yanı sıra, yine onlar gibi dört perde üstünden okunan, değişken güftesi 4 + 4 + 3 hece düzenine uygun koşma dörtlükleri olan mayayı, güftesi 6 + 5 hece düzeninde yazılmış koşma dörtlükleri olan tecnisi, güftesi yedi heceli maniler olan hoyratları da ustalıkla seslendirir. Harput müziğinde mayanın bir de ‘cılgalı maya’ denilen daha ağır bir türü vardır ve Enver Demirbağ, bu cılgalı mayanın da bilinen en iyi yorumcusudur. Özellikle Urfa – Kerkük – Harput üçgeninde yayılım kazanmış bir form olan hoyratlar ise makamsal çeşitliliğe daha fazla sahiptir. Değişken güftelerle icra edilen ve kürdi, elezber(arazbar), bağrıyanık, kesik, şirvan, muhalif, ölüm hoyratı gibi adlarla anılan Harput hoyratlarının sayısı ona yakındır ve Enver Demirbağ bu hoyratların hepsini başarıyla seslendirir. Demirbağ, ‘türkü’ formundaki bir çok parçada da ustalığını sergiler. Bunlar arasında “Geline bak geline” (varyantı “Mendilim işle yolla”) “Dağlar dağımdır benim” “Dersim dört dağ içinde” “O yanı pembe” “Aş yedim dilim yandı” “Gel benim gelin yarim” “Yüksek minarede kandiller yanar” “Görmedim alemde bir benzerin ey güzel” unutulmaz yorumlarından bir kaçı.

Enver Demirbağ arşivini hazırlarken, kestirileceği üzere hayli zorlandık. Seslendirdiği ezgiler arasında tercih yapmakta güçlük çektiğimiz gibi, seçtiğimiz ezgilerin hangi icrasını tercih edeceğimiz konusunda da güçlük çektik. Ezgilerin çoğunun stüdyo ortamında değil, yöre müziğinin doğal icra ortamına uygun biçimde, bazen özel toplantılarda, bazen ‘spontane’ gelişmiş âlemlerde, bazen düğünlerde, bazen ilkel şartlarla çalışan özel bant kayıt stüdyolarında kayıt altına alınmış olması, işi zorlaştıran bir başka etken oldu. Haliyle elektronik işlemlere uğramamış otantik kayıtları esas aldık ve Enver Demirbağ’ın 1961’den günümüze, kırk beşlik plaklarla başlayıp radyo kayıtlarıyla, özel kaset bantlarla, CD’lerle süren icra serüveninden en karakteristik örneklere yer vermeye çalıştık. Olabildiği ölçüde doğal biçimleriyle aktardığımız ezgiler arasındaki kayıt farklarının bu nedenle anlaşılır olacağını umuyoruz.

Enver Demirbağ arşivinden seçmelerin ortaya çıkmasında Harput müziğinin çilekeş arşivcisi Yılmaz Kalender’e, bu müziğe gönül bağını hep ortaya koyan Kalan Müzik yöneticisi Hasan Saltık’a ve ekibine ödenmesi güç borçlarımız var. Halen Elazığ’da zor şartlar altında hayatını sürdüren değerli sanatçıya da sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz.

Yorum Yaz